BALAMAN.ART ARCHIVE

3 Eylül

3 Eylül

Yıllar sonra yine aynı yerde, aynı manzaraya karşı ve yine aynı kafayla bakıyor olabilmek. Bir düşlesene sen de. Sanki hiç yaşlanmamışsın. Zaten ihtiyar değilsin de, o günlerden sonra gözlerine yük olacak başka bir yaş almamışsın. Muhteviyatında alkol olan hiç bir şey girmemiş bünyene, ama yine de kafan öldüm yaşayasıya güzel.

Dimağındaki imgesi hiç bir zaman solmayan bir tepe. Herhangi bir tepe. İlle de ‘O Tepe’. Ve herhangi bir ‘O Tepe’den görünen Boğaziçi.

Bilmem kaç göbek İstanbullusun ne mutlu. Sen İstanbul’sun be oğlum. Ve sen hala gömlek almak için Şişli’ye gidebilecek kadar çocuksun. İçinde ne bir AVM, ne de beton.

Bir düşlesene sen de, yıllar sonra aynı yerde yine aynı kokuya rastladığını. Bazı karşılaşmalar çoğunca saklıdır kişilerin gizli mahzenlerinde.

Şimdi ne yazık ki gaddar bir başkalaşma süreci, ya da eskimek mi diyelim, hiç beklemediğimiz bir anda ve hiç ummadığımız bir şekilde acımasızca hüküm sürmeye başladı ruhlarımızda.

Herşey Alex’in gitmesiyle başladı. Peşinden Behzat Ç. amirimizi ve Leyla ile Mecnun’u aldılar elimizden. Ne varsa bizi coşkuyla sevindiren, tekme tokat öfkelendiren, ciğerden küfür ettirten, çocukça güldüren ve yaşamın doğasına rağmen umutlandıran, her birşeyi ardı ardına çaldılar elimizden.

Sonra sevdiklerimiz başladı peş peşe gitmeye. Durduramadık bu göçü. Ebesi zaman olan bu hileli oyunun sobesi düştü bize.

Her gün yürüdüğümüz yollar boyunca sıra sıra uzanan ağaçların yaprakları, tek tek, süzüle üzüle döküldü.

Sekter bir stoper gibi gelişine vuramadık hayata, aksine liberal bir libero gibi bıraktık ve geçti yaz. Her vurduğu gol oldu hüznün. Biz girdiğimiz tüm pozisyonları cömertçe harcarken, sonbahar kederli kayıplar biriktirdi bizim hesabımıza. 

Oysa biz biriktirmekten değil, paylaşmaktan yanaydık.

Rüzgarların gürültüsü; dimağ ferahlatan tadı ve içinde gizlediği binbir bilinç dışı umutla bölünmez bir bütün olan rüyaları parçaladı, böldü ve dikatörce yönetti.

Haziran’ından Ağustos’una koca bir mevsim de, diğer yarımküreye göç etti.

Yaz sustu.

Ve nihayet kış, o yol boyunca uzanan sıra sıra ağaçların arkasına, üzerine kalleş bir düşman gibi pustu.

Ve ümitvar ve bir o kadar da kaygılı o soru kaldı bizim payımıza: Sevgili Bahar, yine geri gelecek misin?

Bir düşlesene sen de, hadi. Herhangi bir mutfak penceresi, ki nikotine giyotin kurmayan birer mahkemedir o mutfak pencereleri. Onlar ki nereye bakarlarsa baksınlar hürdürler. Muhabbetleri gürdürler.

Kireçburnu sahilinin rüzgarında üşüyüp de senin ceketini giyen düştürler. 

Sonra bir gün düştüler. 

Mevsimlerden ‘güz’düler.

Sayılardan ‘üç’tüler.

Ve sen mutlu olmayı unuttun be oğlum.

O düşler bu diyarlardan, 

Birer birer,

Göçtüler.


Ali Balaman

Bir Cevap Yazın

BALAMAN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin